Karaçay-Malkar Türkçesi Sözlüğü PDF Yazdır e-Posta



  KARAÇAY-MALKAR
TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ

Dr. Ufuk TAVKUL

Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları,
2000.-510 sayfa
ISBN 975-16-1351-5

İÇİNDEKİLER

 
 
GİRİŞ
I. Karaçay-Malkar Türkleri
II. Karaçay-Malkar Türkçesi
III. Karaçay-Malkar Türkçesinin Ağızları
IV. Karaçay-Malkar Türkçesi Grameri
KARAÇAY-MALKAR TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ
Karaçay-Malkar Türkçesi Metinleri
Kaynaklar

SUNUŞ

Kafkasya’nın Orta Kafkaslar adı verilen, sarp dağlar ve derin vadilerden meydana gelen bir bölgesinde konuşulmakta olan Karaçay-Malkar Türkçesi Türk lehçelerinin Kıpçak grubuna girmektedir.

Günümüzde Rusya Federasyonu sınırları içersinde kalan Kafkasya’da, Karaçay-Çerkes ve Kabardin-Balkar adlı iki özerk cumhuriyette yaşamakta olan Karaçay-Malkar Türklerinin dilleri çağdaş Türk lehçeleri konusunda araştırma yapanların yanı sıra, muhafaza ettiği eski Türkçeye ait dil özellikleri sayesinde Türk dili tarihi konusunda çalışmayı arzu edenler açısından da önem ve değer taşımaktadır.

Karaçay-Malkar Türkçesinin gramer, sözlük ve metinlerini ihtiva eden bu eser yaklaşık on beş yıllık bir saha araştırması, derleme ve literatür taramasının ürünüdür.

Sözlük bölümünün temelini Türkiye’deki Karaçay-Malkar köylerinden biri olan Konya’nın Sarayönü ilçesine bağlı Başhüyük köyünden derlenen kelimeler oluşturmuştur.Karaçay-Malkar Türkçesinin günlük konuşma dili olarak muhafaza edildiği Başhüyük köyünde Üsüp Tavkul, Habibat Tavkul, Cafer Kanşay, Üzeyir Teke, Seyitali Caba, Aminat Çağar, Mediha Teke, Zeliha Zügül, Hanife Tavkul gibi kaynak kişilerle yapılan görüşmeler sırasında derlenen folklor malzemesi sözlüğü oluşturan kelimelerin derlenmesine de vesile olmuştur. Eskişehir iline bağlı Yakapınar, Belpınar, Yazılıkaya, Gökçeyayla adlı Karaçay-Malkar köylerine folklor malzemesi toplamak amacıyla yapılan araştırma gezilerinde de sözlük için dil malzemesi derlenmiştir.

Sözlük hazırlanırken literatür taramasına geniş yer verilmiştir. W. Pröhle’nin 1909-1916 yılları arasında Keleti Szemle’de yayımladığı Karaçay ve Balkar(Malkar) dili sözlükleri titizlikle gözden geçirilmiş, 1989 yılında Moskova’da yayımlanan Karaçay-Malkar-Rusça sözlük de çalışmamıza büyük ölçüde yardımcı olmuştur. Ancak Pröhle’nin sözlük çalışmalarının çok dar kapsamlı olması, Moskova’da yayımlanan Karaçay-Malkar-Rusça sözlükte ise Karaçay-Malkar Türkçesine ait pek çok kelimenin bulunmayışı ve sözlüğün Rusça kelimelerle dolu oluşu, geniş muhtevalı ve yalnızca Karaçay-Malkar Türkçesinde yaşayan kelimelerden oluşan bir sözlüğün hazırlanmasını gerekli kılmıştır.

Bu gaye ile Kafkasya’da Karaçay-Malkar Türkçesinde yayımlanan iki yüzden fazla hikâye, roman, şiir kitabı gözden geçirilmiştir. 1990-1997 yılları arasında beş kez Kafkasya’ya gidilerek, Karaçay-Malkar bölgesinde saha araştırması yapılmış ve derlenen kelimeler sözlüğe dahil edilmiştir.

Sözlükte bol- ve et- gibi yardımcı fiillerle kurulmuş kelimeler madde başı olarak gösterilmemiştir.

Meselâ, arsar “sıkıntılı, tereddütlü” kelimesi madde başı olarak verilirken, arsar bol- “tereddüt etmek” ve arsar et- “tereddüt ettirmek” kelimeleri arsar kelimesinin altında gösterilmiştir.

Tek başına bir anlam ifade etmeyen, ancak bol- ve et- gibi yardımcı fiillerle kullanılan kelimeler ise sözlükte ayrı madde başı olarak yer almıştır.

Meselâ, mışt kelimesi tek başına bir anlam ifade etmediğinden, yardımcı fiillerle kullanılan mışt bol- "mahvolmak, ölmek" ve mışt et- "mahvetmek, öldürmek" gibi kelimeler sözlükte ayrı madde başı olarak gösterilmiştir.

Temel anlam ve çeşitli anlam olaylarıyla ortaya çıkmış yan anlamlar sözlükte ayrı madde başı olarak verilmiştir.

Meselâ, argış kelimesi hem tahıl-hububat, hem de mal-mülk; kervan anlamlarına gelmektedir.Dolayısıyla bunlar sözlükte ayrı madde başları olarak gösterilmiştir.

Gramer bölümündeki bilgiler Karaçay-Malkar yazı diline dayanmaktadır. Karaçay-Malkar Türkçesinin ağız özellikleri ayrı bir bölümde verilmiştir. Bu bölümde Kafkasya’da konuşulan ağızlar dikkate alınmış, Türkiye’de konuşulan Karaçay-Malkar Türkçesine yer verilmemiştir.

Karaçay-Malkar Türkçesine ait metinler Karaçay-Çerkes ve Kabardin-Balkar özerk cumhuriyetlerinde yayımlanmış kitaplardan seçilmiştir.

Bir sözlüğün tam anlamıyla mükemmel olduğunu iddia etmek hiçbir zaman mümkün değildir. Bu sözlük ve gramer çalışmasının da birtakım eksiklikleri ve yanlışları olacağı muhakkaktır.Yapılacak yeni araştırma ve çalışmalar bu eksiklikleri zamanla giderecektir. Bu sözlüğün Türk lehçeleri içersinde önemli bir yeri olan Karaçay-Malkar Türkçesi konusunda araştırma yapacak bilim adamlarına yardımcı olması en büyük dileğimizdir.

GİRİŞ

I. KARAÇAY-MALKAR TÜRKLERİ

Kuzey Kafkasya halkları arasında önemli bir yere sahip olan Karaçay-Malkar Türkleri yüzyıllardan beri, Kafkas Dağlarının en yüksek zirvesi olan Elbruz dağının (Mingi Tav) doğu ve batısındaki yüksek dağlık arazilerde yer alan derin vadilerde, Kuban, Teberdi, Mara, Baksan (Bashan), Çegem, Çerek gibi ırmakların yukarı kısımlarında yaşamaktadırlar.

Tarihî, antropolojik, arkeolojik ve linguistik araştırmalar Karaçay-Malkarlıların bu bölgede uzun yüzyıllar hakimiyet kuran çeşitli Türk kavimlerinin torunları olduklarını, ancak bazı sosyal tabakalarının önemli oranda çeşitli Kafkas halkları ile karıştıklarını ortaya koymaktadır.

Tarihî araştırmalar Karaçay-Malkar halkının ancak 16. yüzyıldan sonra “Karaçaylı”, “Malkarlı”, “Çegemli” gibi adlarla tarih sahnesine çıktıklarını göstermektedir. Bu yüzyıla kadar Karaçay-Malkar halkını oluşturan etnik unsurlarla ilgili bilgiler yeterince açık değildir. Karaçay-Malkar halkının etnik yapısını oluşturan kavimler arasında Hunlar-Kara Bulgarlar, Alanlar, Hazarlar ve Kıpçaklar gibi eski Türk kavimlerinin yanı sıra Kabardey, Abaza, Gürcü-Svan, Oset gibi Kafkas halkları da önemli oranda pay sahibidirler.

Hun Türklerinin Orta Asya’dan batıya göç ederek M.S. 370-375 yıllarında İdil (Volga) ırmağını geçip, Kafkasların kuzeyinde yaşayan Alanları boyundurukları altına aldıkları bilinmektedir (Grousset, 1980: 88). Batı Hunlarının bir kolu olan Bulgar Türklerinin 3.-4. yüzyıllarda Kafkasya’da Kuban bölgesine yerleştikleri anlaşılmaktadır (Feher, 1984: 5). Bizanslı tarihçi Diyonus de Charax, Hunların 330 tarihlerinde Kafkasların güneyine kadar indiklerini kaydetmiştir. Bunlar da Hunların Bulgar kolu idi (Kurat, 1972: 12).

558 yılında Kafkasya’ya gelen Avar Türkleri bir kısım Bulgar boyları ile birlikte Balkanlar’a Tuna bölgesine göç ettiler. 671 yılında liderleri Asparuk komutasında Balkanlar’a giden Bulgar Türkleri orada Slav kabileleri arasında eriyip yok oldular. Kafkasya’da kalan Kuban Bulgarları ise Alan ve Çerkes kabileleriyle yaşamaya devam ettiler (Avcıoğlu, 1978: 720).

Kuban Bulgarlarının Karaçay-Malkar halkının ilk ataları oldukları düşünülmektedir. Son yıllarda Karaçay bölgesinde ortaya çıkarılan runik harfli Hun-Bulgar Türkçesi yazıtlar bu görüşü desteklemektedir (Bayçorov, 1989).

Karaçay-Malkar dilinin tam bir Kıpçak Türkçesi özelliği taşıması ve Kıpçakların yaklaşık iki yüz yıl kadar Kafkasya ve kuzeyindeki bozkırların tek hakimi olmaları, Karaçay-Malkar halkının etnik yapısını oluşturan en önemli unsurun Kıpçaklar olduğunu akla getirmektedir.

11. yüzyılda Orta Asya’daki İrtiş ırmağı boylarından Ural dağlarını aşarak İdil sahasına gelen Kıpçaklar, burada İdil Bulgarları ile karışmaya başladılar. Aşağı İdil boylarına giden Kıpçaklar ise Peçeneklerden boşalan yerleri işgal ederek Kuzey Kafkaslarda Kuban boylarına kadar inmişlerdi.

1223 yılında Cengiz Han’ın orduları ile karşılaşan Kıpçaklar, Alanlarla birleşmek istediler. Önce Alanlar’ın üzerine yürüyen Cengiz Han’ın ordusu onları yenerek Kuban ırmağı kıyılarındaki Kıpçaklara doğru harekete geçti. Kıpçakların bir kısmı kuzeydeki bozkırlara çekilirken, küçük bir kısmı da öteden beri bu bölgede yaşayan Kuban Bulgarları ve Alanlarla birleşerek Kafkas dağlarına sığındılar. Karaçay-Malkar halkının etnik yapısının çekirdeğinin bu şekilde oluştuğu anlaşılmaktadır (Tavkul, 1993:28).

Karaçay-Malkar halkının 15. yüzyıla kadar hangi etnik adla tarih sahnesinde boy gösterdiği bilinmemektedir. 1404 yılında Kafkasya’da bulunan başpiskopos Johannes de Galonifontibus Karaçay halkını “Kara Çerkesler” adıyla tanımlamıştır(Tardy, 1978:105). Daha sonraki yüzyıllarda Kafkasya’da bulunan Avrupalı misyoner ve araştırmacılar da aynı tanımı kulllanmışlardır.

1635-1653 yılları arasında Kafkasya’da bulunan İtalyan misyoner A. Lamberti’nin eserinde “Karaçaylı” (Caracioli) ve “Kara Çerkes” adlarının birlikte anılması daha önceki yüzyıllarda araştırmacıların “Kara Çerkesler” adını verdikleri halkın Karaçaylılar olduğu konusundaki şüpheleri de ortadan kaldırmaktadır. 1636 yılında yurdunun sınırları hakkında Rus çarına bilgi veren Gürcü-İmeretya kralı 2. Levan, kuzey sınırlarında “Dağlı Çerkeslerin” yaşadığını bildirmektedir. Bunlar Karaçay-Malkarlılar’dır. 1649 yılında Karaçay topraklarından geçerek Gürcistan’ın Mingrelya bölgesine giden Fedot Elcin’in yazdığı bir raporda da Karaçay adı “Karaçai” biçiminde tesbit edilmiştir (Miziyev, 1979).

Karaçay-Malkar halkının Karaçay kolunu oluşturan klanların (urukların) 17. yüzyıla kadar Elbruz dağının doğusundaki Bashan (Baksan) vadisinde yaşadıkları biliniyor. Burada yaşayan Kıpçak kökenli “Karça, Budyan, Adurhay, Navruz, Botaş” ve Abaza-Tatar kökenli “Tram” klanlarının Kabardey Çerkeslerinin baskısı sonucu Elbruz dağının batısındaki Kuban-Hurzuk vadisine göç ettikleri, bu arada kendilerine Kabardeylerden “Tohçuk (Dohşuk)” ve “Tambiy” soylarının da katılmasıyla günümüzdeki Karaçay halkının çekirdeğinin oluştuğu anlaşılıyor (Tavkul, 1993: 33).

Karaçaylıların Bashan’dan Hurzuk vadisine göç etmelerinden bir süre sonra Bızıngı’dan gelen “Orusbiy” klanının Bashan vadisine yerleşmesiyle Karaçay-Malkar halkı 17. yüzyıl sonlarında “Karaçaylılar”, “Orusbiyler”, “Çegemliler”, “Holamlılar”, “Bızıngılılar” ve “Malkarlılar” gibi çeşitli zümrelere ayrıldılar. Kafkas dağlarının birbirinden derin boğazlarla ayrılmış altı vadisinde yaşayan Karaçay-Malkar halkını birleştiren etnik isimler kendilerine verdikleri “Tavlu (Dağlı)” ve “Alan” adlarıydı. Güney komşuları Gürcü-Mingreller Karaçay-Malkarlılara “Alani” adını verirlerken, kuzey komşuları Kabardeyler de onlara kendi dillerinde “Kuşha (Dağlı)” adını vermişlerdi (Klaproth, 1823).

Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu’nun nüfuz bölgeleri arasında Kuban ırmağını sınır tayin eden 1812 yılı anlaşmasından sonra Rusya topraklarında kalan Karaçay üzerinde Rus baskısı şiddetlendi. 1822 yılında Rus tabiiyetinde oldukları ilan edilen Karaçaylılar buna isyan ettiler. Kafkasya’nın diğer bölgelerini daha önce işgal eden Rusya nihayet 1828 yılında Karaçay’ı da istila etti. Bunun sonucunda Karaçay bölgesi de Rusya’nın hakimiyeti altına girdi. Karaçaylılar yıllarca bu esarete karşı mücadele ettiler. Karaçaylılar’ın Ruslara karşı çıkardıkları 1835-37, 1845-46, 1853-55 isyanları meşhurdur. 1854 yılında “Kadı Muhammet Hubiy” önderliğinde ayaklanan Karaçaylılar Rusya tarafından zor bastırılmışlardı.

1864 yılında Kafkasya’nın Rusya’nın eline geçmesiyle birlikte, Ruslar her Kafkas kabilesi için ayrı bir idari sistem kurdular. Bu sırada Karaçay-Malkar halkı da ikiye bölündü. Kuban ırmağının yukarı kısmında Elbruz dağı eteklerinde yaşayan bugünkü Karaçaylılar “Kuban Eyaleti”ne, Orusbiy (Bashan), Çegem, Holam, Bızıngı ve Malkar (Çerek) vadilerinde yaşayanlar “Terek Eyaleti”ne bağlandılar. Rusların Kafkasya’yı işgali ile birlikte 1859-1864 yılları arasında yüz binlerce Çerkes, Abaza, Çeçen, Oset ve Dağıstanlı Anadolu topraklarına göç ettirilmişti. Rusların Karaçaylıları da göçe zorlamaları sonucunda Karaçaylılar 1873 yılında tekrar ayaklandılar. Bu ayaklanma da Ruslar tarafından kanlı bir biçimde bastırıldı. Nihayet 1885 ve 1905 yıllarında Karaçay-Malkar halkının bir bölümü Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldı. Bu göçmenlerin torunlarından yaklaşık 15 bin Karaçay-Malkarlı bugün Türkiye’de, 1500 Karaçay-Malkarlı ise Suriye’de yaşamaktadır.

1917 Bolşevik ihtilali sonrasında Rus işgaline uğrayan Karaçay-Malkarlılar 1943 yılı sonlarına kadar Sovyetlere karşı bağımsızlık mücadelelerini sürdürdüler. Bu arada Kafkaslarda Sovyetlere karşı çıkarılan pek çok ayaklanmaya önderlik ettiler. Bu mücadeleler sırasında nüfuslarının büyük bir bölümünü kaybettiler. Nihayet İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle “vatan hainliği” ile suçlandılar. 2 Kasım 1943 tarihinde Karaçaylılar, 8 Mart 1944 tarihinde de Malkarlılar yurtlarından çıkarılarak topyekün bir sürgüne ve soykırıma maruz kaldılar. Bu sürgün sırasında toplam nüfuslarının yarısını kaybettiler. Orta Asya ve Sibirya’daki sürgün yerlerinde 14 yıl kalan Karaçay-Malkar halkı 1957 yılında itibarı iade edilerek Kafkasya’daki eski yurtlarına geri döndü. Kafkasya’ya geri dönen Karaçaylılar burada Kabardey, Besleney, Abaza ve Nogay halklarıyla birlikte Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi idaresi altına alındı. Malkarlılar ise Kabardey-Malkar Özerk Cumhuriyeti idaresi altına alındılar. Karaçay-Malkar halkı bugün Kafkasya’da “Karaçayevo-Çerkesya” ve “Kabardino-Balkarya” adlarını taşıyan iki özerk cumhuriyette Rusya Federasyonu’na bağlı olarak yaşamaktadırlar. 1989 yılı nüfus sayımına göre Karaçaylılar 156.140 Malkarlılar ise 88.771 kişidirler.

II. KARAÇAY-MALKAR TÜRKÇESİ

Dil bilim araştırmaları Karaçay-Malkar Türkçesinin ana çizgileri ile tipik bir Kıpçak Türkçesi olduğunu ortaya koymaktadır. Son yıllara kadar gerek Türkiye’de gerekse Avrupalı Türkologlar arasında Karaçay-Malkar Türkçesi, Karaçayca ve Malkarca şeklinde birbirinden farklı iki dil gibi gösteriliyor ve tanınıyordu. Bu yanılmanın en büyük sebebi birçok Türkoloğun Karaçay-Malkarlılar arasında saha araştırması yapmadan onların dilleri hakkında daha önceden yazılmış araştırma ve sözlükleri kaynak almalarıydı. Yirminci yüzyıl başlarında Wilhelm Pröhle’nin Karaçay-Malkarlılar arasında yaptığı ve Keleti Szemle adlı dergide yayımladığı dil araştırmaları ve sözlükler bu yanılgıların ve hatalı görüşlerin ana kaynağı idi.

Karaçay-Malkar Türkçesi Türk lehçelerinin Kıpçak kolunun Kafkasya’daki güney bölümünü meydana getirir. Sovyet Türkologlarından A. N. Samoyloviç’in 1922 yılında Petrograd’da yayınlanan Nekotorie depolneniya k klassifikatsi turetskih yazıkov adlı eserindeki Türk lehçeleri sınıflamasına göre Karaçay-Malkar Türkçesi Türk lehçelerinin z kolunun y bölümünün tav, bol-, kalgan grubuna girer. Buna göre Karaçay-Malkar Türkçesinde eski Türkçe azak/adak yerine ayak, tag (dağ) yerine tav, olmak yerine bolmak, kalan yerine kalgan biçimleri kullanılır. Bunlardan başka, Karaçay-Malkar Türkçesinde ben yerine men biçiminin kullanılması, kelime başında y- sesinin c- sesine dönüşmesi de Kıpçak Türkçesinin özellikleridir.

III. KARAÇAY-MALKAR TÜRKÇESİNİN AĞIZLARI (Diyalektleri)

Karaçay-Malkarlılar dillerini Tav til (dağ dili) ya da Tavça (dağca) biçimlerinde adlandırırlar. Karaçay-Malkar Türkçesi tarihî gelişimi içerisinde iki önemli ağıza ayrılmıştır. Bunlar ilk bakışta sanıldığı gibi Karaçay ve Balkar lehçeleri ya da dilleri değildir. Çünkü Karaçay bölgesinde ve Malkar topraklarının Bashan, Çegem vadilerinde konuşulan dil birbirinden farklı değildir ve Karaçay-Malkar halkının yüzde doksanı tarafından konuşulan bu diyalekt Karaçay-Malkar yazı dilini meydana getirir. İkinci ağız ise Malkar bölgesinin Çerek vadisinde konuşulmaktadır. Holam ve Bızıngı vadilerinde konuşulan dil de Çerek ağzının etkisi altındadır.

Karaçay-Malkar Türkçesi Wilhelm Pröhle, Omeljan Pritsak gibi Avrupalı araştırmacı Türkologların ilgisini çekmişse de, Türkiye’de henüz bu konuda ayrıntılı bir çalışma ortaya konamamıştır.

Karaçay-Malkar Türkçesinin özelliklerini tam anlamıyla inceleyebilmek için öncelikle Karaçay-Malkar halkının kökenini, tarihini, sosyal ve kültürel yapısını derinlemesine incelemek ve anlamak gerekir. Yüzeysel araştırmalar sonucunda elde edilen bilgiler Karaçay-Malkar Türkçesinin yapısını tam anlamıyla ortaya koymaktan uzaktır.

Türkiye’de Karaçay-Malkar Türkçesi ile ilgili yapılan çalışmaların birçoğu Wilhelm Pröhle’nin araştırmalarına ve topladığı dil malzemesine dayanmaktadır. Pröhle 1915 yılında Malkar bölgesinin Çerek vadisine gitmiş ve Malkar dili üzerine çalışmalarını Çerek vadisinde yapmıştır. Dolayısıyla Pröhle’nin topladığı materyaller Karaçay-Malkar Türkçesinin Çerek ağzını içine almaktadır. Pröhle, Bashan ve Çegem vadilerinde de araştırma yapsaydı, orada konuşulan dilin Karaçay bölgesinde konuşulan dilden farklı olmadığını görecekti.

Pröhle’nin Çerek vadisinde bulunduğu ve araştırmalarını oradan derlediği dil malzemesine dayandırdığı, topladığı materyaller içinde de görülmektedir (bkz. Keleti Szemle, T. XVI, Budapest 1915-1916, s. 121).

“Malkar’da on ming adam zaşaydı.

Elibizde Tserek degen suvubuz ogartın enişke baradı...”

(Malkar’da on bin kişi yaşıyor.

Köyümüzde Çerek denilen ırmağımız yukarıdan aşağı akıyor [gidiyor]...)

Pröhle’nin 1915 yılında Kuzey Kafkasya’da araştırma yaptığı sıralarda Malkar (Balkar) adı yalnızca Çerek vadisinde yaşayan Dağlıları içine alıyordu. Bashan, Çegem ve Karaçay bölgelerindeki halk ise yaşadıkları vadilerin adları ile anılıyordu. Yani, Çerek vadisindekiler kendilerine Malkarlı derken, Bashan vadisindekiler Bashançı, Çegem vadisindekiler Çegemli, Karaçaydakiler ise Karaçaylı adlarını kullanıyorlardı. Hepsi birden kendilerine Tavlu (Dağlı) adını veriyorlar ve birbirlerine “Alan” diye hitap ediyorlardı. 1917 Sovyet ihtilalinden sonra Kafkasya’yı ele geçiren Bolşevikler yeni idari sistemler meydana getirdiler. Karaçay bölgesini Kabardey, Besleney ve Abazalarla birleştirerek Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesini kuran Sovyetler, Bashan, Çegem, Bızıngı, Holam ve Çerek vadilerinde yaşayan dağlıları Balkar adı altında birleştirerek Kabardeylerle birlikte kurulan Kabardin-Balkar Özerk Cumhuriyeti’ne bağladılar. Böylece 1922 yılından sonra suni olarak birbirinden ayrı gibi gösterilen Karaçay ve Balkar halkları ortaya çıktı.

Pröhle’nin 1915 yılında Çerek vadisinde yaptığı araştırmayı Keleti Szemle’de “Balkarische Studien” adıyla yayınlaması ve 1922 yılından sonra Sovyetler’in Bashan ve Çegemlilerle birlikte Çerek vadisinde yaşayanları Balkar adı altında birleştirerek suni bir halk yaratmaları, Balkar adının bilimsel literatüre de Karaçaylılardan farklı bir halkmış gibi girmesine yol açtı.

Karaçay-Malkar Türkçesinin ağızları “Karaçay-Bashan-Çegem” ve “Çerek” diyalektleri olmak üzere iki ana grupta toplanabilir. Karaçay-Bashan-Çegem diyalekti ile Çerek diyalekti birkaç fonetik ve morfolojik özellik bakımından birbirlerinden ayrılırlar.

a. Fonetik Yönden Farklılıklar

/ç/ Sesinin Durumu

Karaçay-Bashan-Çegem ağzında ç sesi Çerek ağzında sızıcı ts sesine dönüşmüştür.

Karaçay-Bashan Çegem: Çerek:

bıçak bıtsak “bıçak”

açhıç atshıts “anahtar”

üç üts “üç”

küçük kütsük “köpek yavrusu”

 

/c/ Sesinin Durumu

Karaçay-Bashan-Çegem ağzında c sesi, Çerek ağzında sızıcı z (dz) sesine dönüşmüştür.

Karaçay-Bashan-Çegem: Çerek:

cılan zılan “yılan”

caş zaş “genç”

col zol “yol”

cugutur zugutur “dağ keçisi”

Türkiye’deki araştırmacıların düştüğü en büyük hatalardan biri Karaçay-Malkar Türkçesinde kelime başındaki c sesinin durumudur. Türkiye’de Karaçay-Malkar dili üzerinde yapılan araştırmaların birçoğunda Karaçayca söz başındaki c sesi Balkarca z sesine eşit gösterilmektedir. Bu araştırmacıların yararlandıkları kaynaklar incelendiğinde hemen hepsinin Karaçayca ve Balkarca kelimeler için Pröhle’nin Keleti Szemle dergisinde yayınladığı sözlükleri kullandıkları görülmektedir.

Kelime başındaki z(dz) sesi bütün Malkar bölgesinin değil; yalnızca Çerek vadisinde konuşulan diyalektin bir özelliğidir. Ayrıca Holam-Bızıngı vadileri ile Çegem’in bir bölümünde c sesi yerine j sesine de rastlanır.

Söz başında j sesinin hakim olduğu bölgelerin Kabardeylere, z(dz) sesinin hakim olduğu bölgelerin ise Oset ve Gürcü-Svanlara yakın olması bu bölgelerde konuşulan dilin fonetik yönden Kabardey ve Oset dillerinden etkilenmiş olabileceğini akla getirmektedir. Meselâ Karaçay-Malkar Türkçesinde Canbolat ve Canhot biçiminde söylenen isimler Kabardeyce Janbolat ve Janhot, Osetçede ise Zanbolat ve Zanhot şekillerindedir. Karaçay-Malkar Türkçesindeki bu ses değişmelerinde komşu Kafkas halklarından Karaçay-Malkarlılara karışan çeşitli etnik unsurlar da etkili olmuşlardır.

 

/b-p/ Seslerinin Durumu:

Karaçay-Bashan-Çegem ağzındaki b-p sesleri Çerek ağzında f sesine yakın bir biçimdedir.

Karaçay-Bashan-Çegem: Çerek:

acaşıb adzaşıf “şaşırıp”

tapcan tafdzan “sedir”

tulpar tulfar “yiğit”

köb köf “çok”

Ancak b-p seslerinin Çerek ağzında f sesine dönüşmesi kesin bir kural değildir.

 

/k/ Sesinin Durumu:

Karaçay-Bashan-Çegem ağzında ön ünlülerden önce daima ön damak ünsüzü k sesi geldiği hâlde, Çerek ağzında ön ünlülerden önce art damak ünsüzü q sesine yakın bir sesin bulunduğu görülür.

 

Karaçay-Bashan-Çegem: Çerek:

kiyiz qiyiz “keçe”

keng qeng “geniş”

köz qöz “göz”

küzgü qüzgü “ayna”

 

Karaçay-Bashan-Çegem ağzında k/g sesleri Çerek ağzında bazen h sesine dönüşür.

ketgen qethen “giden”

kengeşgen qengeşhen “danışan”

 

Karaçay-Bashan-Çegem ağzının kendi içinde, özellikle Çegem, Holam, Bızıngı bölgelerinde söz başında c>j ses değişmesine rastlanır.

cangı > jangı “yeni”

culduz > julduz “yıldız”

carık > jarık “ışık”

cay > jay “yaz”

col > jol “yol”

 

Yuvarlaklaşma

Çerek ağzında ilk hecesinde yuvarlak ünlü bulunan kelimelerin ikinci hecelerindeki ünlülerin de yuvarlaklaştığı görülmektedir.

ölgen > ölgön “ölen”

üyge > üygö “eve”

özden > özdön “asilzâde”

süygen > süygön“sevgili”

 

Yer Değiştirme (Metatez)

Çerek ağzında bazı kelimelerde metateze rastlanır.

eçki > ehçi “keçi”

eski > eksi “eski”

 

b. Morfolojik Yönden Farklılıklar

Karaçay-Bashan-Çegem ağzını Çerek ağzından ayıran fonetik farklılıkların yanı sıra, iki ağız arasında morfolojik yönden de bazı farklılıklar bulunmaktadır.

Teklik birinci şahıs emir eki Karaçay-Bashan-Çegem ağzında -ayım/-eyim biçiminde iken, Çerek ağzında -ayın/-eyin şekline rastlanır.

barayım ~ barayın “gideyim”

aytayım ~ aytayın “söyleyim”

bereyim ~ bereyin “vereyim”

Karaçay-Bashan-Çegem ağzında birinci tip şahıs eklerinin teklik birinci şahıs için kullanılan şekli -ma/-me olmasına karşılık, Çerek ağzında -man/-men biçimine rastlanır. Aynı şekilde, ikinci teklik şahıs eki de -san/-sen biçimindedir.

Karaçay-Bashan-Çegem: Çerek:

alganma alganman “almışım”

bolasa bolasan “oluyorsun”

keleme kelemen “geliyorum”

Yukardaki örneklerde Çerek ağzında asli şeklin korunduğunu, Karaçay-Bashan-Çegem ağzında ise -n sesinin düştüğü görülmektedir.

Gelecek zaman ekinin Çerek ağzında -arlık/-erlik şeklinde olmasına karşılık, Karaçay-Bashan-Çegem ağzı bu yönden farklı biçimlere sahiptir. Ancak incelendiğinde, Çerek ağzındaki gelecek zaman ekinin aslî şekil olduğu, Karaçay-Bashan-Çegem ağzında bu ekin zamanla değişikliğe uğradığı görülmektedir.

Karaçay-Bashan-Çegem: Çerek:

öserikdi öserlikdi “büyüyecek”

aşarıkdı aşarlıkdı “yiyecek”

turlukdu tururlukdu “kalkacak”

minerikdi minerlikdi “binecek”

 

 
Kafkes.gen.tr